17 Ocak 2026 Cumartesi

Su Kaybı Hesabı

Su Kaybı Hesabı

💧 Su Kaybı Hesabı

11 Nisan 2025 Cuma

Cevdet Koç Kimdir

Cevdet KOÇ kimdir? 20/05/1973 yılında Tokat Başçiftlikte doğdu. İlk orta ve liseyi Başçiftlikte okudu. Üniversiteyi Konya Selçuk üniversitesi Ilgın Meslek Yüksek Okulu Sıhhi Tesisat bölümünü okudu. Belli bir süre İstanbulda çeşitli işlerde çalıştı. 1997 yılında evlendi. 1997/1998 Eğitim Öğretim yılında vekil öğretmen olarak görev yaptı. 1999 yılında Tokat Yimpaş alışveriş merkezinde kasiyer olarak çalışmaya başladı ve zamanla değişik departmanlarda görev yapıp Bilgi İşlem sorumlusu oldu. 2008 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi Asat Genel Müdürlüğünde işçi olarak çalışmaya başladı. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi. 14/07/2023 tarihinde emekli oldu. Emekliliğini kamp doğa ve balık tutma hobileri ile geçirmektedir. Cevdet Koç 3 çocuk babasıdır.

25 Nisan 2017 Salı


Somuntepesinde gündoğumu...





9 Şubat 2012 Perşembe

BAŞÇİFTLİK'Lİ GENÇ OSMAN EFSANESİ

     Başçiftlik'ten Antalya'ya gelirken Aksaray da bir köyün yanından geçerken bir tabela gördüm Bağdat Fatihi Genç Osmanın Köyü yazıyordu şaşırdım... Çünkü duyduğum kadarıyla tabiki araştırmadan bizim köylü diye bildiğim ve hiçde memleketimizin tanıtımında kullanmadığımız Genç Osman bir anda Aksaraylı oluvermişti. Aslında çokta önemli değildi nereli olduğu çünkü o bir halk kahramanıydı ve kelle koltuğunda savaşan bir yağız Anadolu Türk yiğidi idi... Ruhu şad olsun...                                                            Cevdet KOÇ
                  
GENÇ OSMAN EFSANESİ 
     Ünlü tarihçilerimizden Enver Behnan Şapolyo‘nun 1960 yılında Hayat Mecmuasında yayınlanan araştırmasında Bağdat Fatihi Genç Osman‘ın Niksar‘ın Başçiftlik Köyünde doğup, büyüdüğünü, öksüz olduğunu yazmaktadır. 4.Murat Han‘ın Harp Divanı‘nı toplar. Bağdat seferine gönüllü askerlerinde katılmasını emreder. Ve şöyle buyurur: Ayrıca ulaklar salın her yere, gönüllü olanlar bıyık burmalı, öyle ki, üstünde tarak durmalı Orduya gönüllü asker toplamak için Başçiftlik‘e gelen ulaklar, güreşen gençleri gördüklerinde, Sultanın fermanını okurlar. Gençlerden henüz bıyığı bile terlememiş, civan mert 18 yaşında bir delikanlı olan Genç Osman da orduya yazılmak istediğini söyler. Sen daha çocuksun, henüz bıyığın bile çıkmamış! denildiğinde; cebindeki kemik tarağını dudaklarına saplar. Dudağının üzerinden kanlar fışkırır. Bunun üzerine Sultanın adamlarının Genç Osman‘ı orduya yazarlar. Genç Osman‘ın Bağdat‘ın fethinde çok büyük kahramanlıklar gösterir. Onlarca ok isabet ettiği halde elindeki sancağı yere düşürmez. Bağdat Kalesine sancağı diker. Başçiftlikli akıncılar Genç Osman‘ın annesine Osman‘ın şahadetini ve gösterdiği kahramanlıkları anlattıklarında; Annesi Ben onu hiçbir zaman abdestsiz emzirmedim.der. Genç Osman ile ilgili bu destan 17.yüzyıl âşıklarından Kayıkçı Kul Mustafa tarafından bestelenerek günümüze kadar söylenegelmiş manzum bir eserdir. (Kaynak Kişiler) (M.E. Md. lüğü Verileri 2010)
İptidâ Bağdat‘a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
iletti bedene dikti Genç Osman
Sultan Murat eydür gelsin göreyim
Nice kahramandır ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Kılıcından al kan saçtı Genç Osman.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Sakarya Türküsü

 İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
 Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
 Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
 Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
 Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
 Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
 Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
 Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
 Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
 Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
 Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
 Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
 Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
 Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
 Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
 Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
 Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
 Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
 İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
 Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
 Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
 Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
 Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
 Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
 Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
 Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
 Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
 Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
 Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
 Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
 Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
 Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
 Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
 Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
 İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
 Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
 Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
 Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
 Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
 Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
 Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
 Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
 Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
 Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
 Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
 Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
 Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
 Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
 Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
 Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ...
                                                        Necip Fazıl Kısakürek